7 Haziran Araştırma Günü Etkinliği

“Araştırma Günü Etkinliği”, 7 Haziran 2013 Cuma günü İÜ Kültür Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğin açılış konuşmasını İÜ BAP Birimi Koordinatörü Prof. Dr. Sıddık Yarman yaptı.

İstanbul Üniversitesi’nin araştırma kapasitesinin tartışıldığı etkinlik, İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet yönetiminde düzenlendi. Araştırmacıların birbirleri ile kaynaşıp tanışmalarının amaçlandığı etkinlik aynı zamanda araştırma süreçlerinde yaşanan sıkıntıların da dile getirilmesini sağladı. Sorunlar ile birlikte çözüm yolları da önerildi.

İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet etkinlikte “İÜ’de Araştırma ve İnovasyonun Artırılması” başlıklı bir konuşma yaptı. İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, konuşmasında araştırma ve inovasyonun öneminden bahsederek İstanbul Üniversitesi’nde yapılabilecek çalışmalar üzerinde durdu. İstanbul Üniversitesi’nin gücünü tam olarak kullanamadığına değinen İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, bu bağlamda araştırmacılara büyük görevler düştüğünün altını çizdi.

Dünyadaki Dönüşüme Ayak Uyduracağız

“İstiyoruz ki üniversitemizin araştırma kapasitesini arttıralım. İnsan aklının yetişmekte zorlandığı bir dönüşüm içinde dünya. Resmin bütününe baktığımızda bu dönüşümü görmek mümkün. Bunun ekonomik, sosyal, siyasal, uluslararası ilişkiler bağlamında pek çok sebebi var. Peki, bu bizi neden ilgilendiriyor? Üniversiteler bütün toplumların, ülkelerin ve uluslararası anlamda baktığımız zaman da dünyanın en çok performans beklediği kurumlar. Bekleniyor ama üniversitelere de bu beklenti oranında destek olunuyor mu? Bunu evet diye cevaplandıramam. Ama biz ülkenin en köklü üniversitesi olarak, beklentinin en yüksek olduğu üniversite olarak bunları irdelemek ve araştırma kapasitesi yönünden de ne yapabiliriz sorusunun cevabını bulmak zorundayız.

Farkındaysanız dünyada uluslararası şirketlerin sayısı son on beş yılda yaklaşık on iki kat arttı. Yani özel sektörde müthiş bir uluslararasılaşma yaşanıyor. Yine farkındaysanız dünyada devlet organizasyonlarının yani devlet dediğimiz yapının çok örselendiğini, devletin birçok alanda geri adım atmak zorunda kaldığını görüyoruz. Peki, bu boşalan alanları kim dolduruyor? Kim önde koşarsa, kim rüştünü ispat ederse, kim üretir ve bunu topluma ve devlete kabul ettirirse onlar bu alanı dolduruyorlar.

Devlet geri adım attığında eğer siz üniversite olarak bu kadar akıllı insanın olduğu bir kurum olarak, bir iki adım öne atılıp bir proje, on proje, yüz proje sunarsanız; paydaşlarınızla sıkı bir ilişki içinde sürdürebilir kalkınma yönünde çevreyi de dikkate alan bir projenizi devlet yönetimine, merkezi yönetime kabul ettirebilirsiniz. Üniversitenin önemi bu noktada ortaya çıkıyor.

Hepimiz üniversitemize, öğrencilerimize, ülkemize hizmet ediyoruz. Hepiniz çok değerli insanlarsınız. Öğretim üyelerimin farklı merakları ve yetenekleri vardır. Her öğretim üyesi çok iyi araştırma yapmaz, yapamaz. Her öğretim üyesi çok güzel ders anlatamaz. Her öğretim üyesi topluma çok dokunamaz. Bu insanların yapısıyla ilgilidir, formasyonu ile ilgilidir, gelecek vizyonu ile ilgilidir. Ama hepimizin kendimizi iyi bilmesi gerekiyor. Sizler araştırma fonksiyonumuzun en önemli temsilcilerisiniz. O nedenle araştırma kapasitemizin önemini sizlerle konuşmak gerekiyor. Sizlerin de bireysel çalışmalarınızın ötesinde kurumsal kapasitemizi bir bütün olarak nasıl arttırabileceğimizi de bizlerle konuşmanız ve bu konudaki katkılarını esirgememeniz gerekiyor.”

İşbirliği Şart

Dünya baktığımız zaman şunu görüyoruz: İşbirliği gerekiyor. Disiplinlerarası, birimler arası, bütün paydaşlarımızla ve araştırmadan etkilenen tüm kesimlerle iş birliği gerekiyor.  Peki, başka ne yapmamız? Bu dönemde Türkiye için araştırma kapasitesini arttırmak, ARGE’yi arttırmak belki de tarihte hiç olmadığı kadar ön plana çıktı ve önem kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde bu yönde olumlu adımlar atıldı. Ama hem toplumun hem de ülkemizin bizden beklediği çok önemli başka adımlarda var. Toplumun büyük bir kesimi bu akademik faaliyetlerin sonuçlarını hissetmek istiyor. Sizin yaptığınız araştırmaların sonuçlarından toplum ne kadar faydalanırsa size o kadar saygı duyulur. Siz ne kadar çok paydaşla çalışırsanız işbirliği içinde, üniversitemizin birikimini onlara aktarırsanız o kadar ağımız büyür.

Öğretim üyelerimiz diğer üniversite öğretim üyelerine göre çok daha rahat kongrelere gidebilir oldular. Sayımızda çok belirgin bir artış var.

Topluma dokunan, ürüne dönüşen; ürünün de metaa, artı değere dönüştüğü her adımda mali olarak bir güçlenme ve devletten gelecek bütçe desteklerinin azalmasına karşın kendi ayaklarınız üstünde durma ihtimalimiz var. Peki, ne yapalım? Temel ürünleri bırakalım tamamen paraya dönüşecek araştırmaların peşinde mi koşalım? Hayır. Asla böyle bir şeyin doğru olduğunu düşünmüyorum. Düşünmediğimi de bugüne kadar ki desteklerimizden hepiniz gördünüz ve görmeye de devam edeceksiniz. Temel bilimsiz üniversite olmaz, temel bilimsiz bilim olmaz. Biz bunun hep farkındayız. Ama temel bilimleri karşılıksız desteklemeye gönüllü ve hazır olduğumuz kadar bu desteklerin bir şekilde mali getirisini sağlayacak yeni bir bakışı da üniversitemize yerleştirmek zorundayız. Bunun için Teknoparkı kurduk, Teknoloji Transfer Merkezi kuruyoruz. Girişimcilik derslerimizi de hızla başlatacağız.”

Projelerin Daha Sağlıklı Yürüteceğiz

“İnovasyon, araştırma ve eğitim üçlüsünü çok önemsiyoruz. Patent olarak ürüne dönüşen ürünleri giderek daha çok destekleyeceğiz. Belki atamalarda, belki birçok başka desteklerde bunları göz önüne almaya başlayacağız. Patent sayısının ve ürün artışının sayısındaki artış mutlaka ve mutlaka geri dönüşü olan, ödülü olan bir eylem haline gelecek üniversitemizde. Bu bağlamda bir Proje Geliştirme Merkezi’ni tartışıyoruz şu an. Ama BAP’a alternatif bir oluşum değil bu. Tam tersine BAP ile kolkola çalışacak bir birim. En büyük sıkıntımız birimler arası koordinasyonsuzluk.

BAP’a ve başındaki Sıddık hocaya, bugüne kadar benimle rektör yardımcısı olarak sorumluluk taşıyan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. BAP gerçekten büyük paraları yürüten bir harcama birimi. BAP’ın sıkıntılarını anlattı Sıddık hocamız. BAP’ın eksik olduğu alanları kapsayıcı bir şekilde yeni organizasyonlarla sağlama almak zorundayız.

BAP ile koordineli çalışacak bir Proje Koordinasyon Birimi artı Teknoloji Transfer Merkezi ile bütün araştırma faaliyetlerimizi, bilgilendirmesinden eğitimine, eğitiminden maddi desteğine, maddi desteğinden değerlendirme ve performans takibine kadar kontrol edeceğiz.”

Daha Girişimci Bir Üniversite Olacağız

“Türkiye girişimcilik endeksinde çok daha üst sıralarda olmalıyız. 35. sıraya razı değilim. Her yıl çalışarak bize yakışmayan bu sırayı daha üste taşıyacağız. Yerimiz ilk 5 olmalı. Eksiklerimiz çok.

Böylesine bir insan kaynağına sahip bir üniversite, duvarlarına işlemiş, yüzlerce yıllık bir deneyime sahip bir üniversite 35. sıraya asla razı olmaz. Derhal ilk beşe çıkmamız lazım. Tabi ki çok kıymetli başka üniversitelerimiz var. Onlar da bu rekabetin içinde güçlü bir şekilde yer alıyorlar. Onları da kutuluyorum ama biz Rektörlük görevine başlamadan, 4,5 yıl önce, araştırmacılarımızın birçok şikayeti vardı, onların bir kısmını giderebildik. Eğitim yönündeki eksikliklerimizi Avrupa Birliği Proje Grupları ile gidermeye çalışıyoruz. 30’lu gruplar halinde çalışıyoruz ve devam edeceğiz. Bu eğitimlerin sertifikasyonunu veren kurum haline gelmek önemli hedeflerimizden bir tanesi.

TÜBİTAK’ın bütçesi son on yılda 50 katın üstünde artmışken sadece 63 projeyle yetinemeyiz. Onun için BAP’ta proje bedellerini azaltıp daha çok tabana yayılsın diye uğraştık.

Üniversitemizin büyük bir bütçesi var, doğrudur. Bu araştırmacılarımızın ilk adım yeri. Burada kalınmasını istemiyoruz. Dış fonlara açılıp daha büyük çalışmalara imza atalım. Ortada bu kadar çok fon varken 63 değil, 1063 fon almalıyız. Aşağı yukarı 1000’li bir rakamda müracaatımız olduğunu biliyorum. Bizim çok daha fazla proje yapıyor olmamız, bütün fonlardan çok daha fazla yararlanmamız lazım.”

Topluma Yön Veren Araştırmalar Yapmalıyız

“Topluma dokunan araştırma mutlaka para eden ürüne dönüşen araştırma değildir. Topluma dokunan araştırmaların bir kısmı da toplumun sosyal sorunlarına çare üreten araştırmalardır. Örneğin Gezi Parkı ile ilgili sadece Bilgi Üniversitesi’nin bir anket çalışması var. Sadece bir tane çalışma var. Bugün kıymetli arkadaşlarımı aramaya başladım. İletişimle ilgili bir arkadaşımdan iletişim tarafını, psikolojiyle ilgili bir arkadaşımdan halk psikolojisiyle ilgili tarafını, sosyolojiyle ilgili bir arkadaşımdan da bu işin sosyolojisini araştırmasını, ekipler kurmalarını istedim ve isteyeceğim. Sadece bu değil. Bizim var olan bilgimizi araştırma kapasitemizi toplumun her türlü meselesi için devreye sokmamız lazım. Bunların önemli bir kısmında patent ya da para çıkmayabilir. Ama çocuklarımızın daha rahat yaşayacağı bir dünya için bizim söyleyecek sözlerimiz ortaya çıkar; çevreyle ilgili, suyla ilgili, sosyal konularla ilgili. Hem merkezi yönetime, hem yerel yönetimlere, hem de sivil toplumla birlikte birçok araştırmayı yapmamız gerekiyor. Bu yüzden hep söylediğim gibi sosyal bilimlere pozitif ayrımcılık yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

Yeter ki onlar topluma dokunacak, toplumun sorunlarına çare olacak, yerel yönetimlerimizin ve merkezi yönetimlerimizin önünü açacak fikirlerine fikir katacak araştırmalar yapsınlar. Bunu özellikle istiyorum ve bekliyorum. Herkes bizden istiyor ve bekliyor. Bu benim kişisel bir beklentim değil sadece…”

Kapasitemizi Kullanmalıyız

“Sosyal sorumluluk alanında da araştırmacılarımızdan, üniversitemizin araştırma kapasitesinden beklentilerim var. Toplum da bekliyor bunu bizden. Asla biz bu kadar değiliz. Asla ortaya koyduğumuz kadar değiliz. Bizim kapasitemiz şu an var olanın, görünenin kat kat üstünde. Lütfen hepimiz bunun bilincinde olalım. Biz yönetim olarak bunun bilincinde olacağız, arkasında olacağız. İÜ’nün bu kadar olmadığını ben görüyorum. Her gün öğreniyorum bunu ben. Silkinmemiz, sorunlarımızı konuşmamız lazım. Eksiklerimizi gidermemiz lazım.

Biz bu kadar az üreten bir topluluk olamayız. Bizim çok daha fazlasını yapma kapasitemiz var bunu destekleyeceğiz. Sizden öneri ve gayret beklemeye devam edeceğiz. Toplumumuz için, dünyamız için daha fazla çalışacağız.

Teknoloji transfer ofisleri ya da merkezleri ciddi destekler alıyorlar. Maalesef ilk yıl biz bu on üniversite içine giremedik. Ama üniversite ile teknopark arasındaki bağı da bu transfer merkezleri kuracak. Artı teknoparkla sanayi ve gerçek hayat arasındaki bağı da kurmamız gerekli. Bu yıl destek alan ikinci on üniversitenin içine gireceğiz. Bunun için sıkı bir şekilde çalışıyoruz ve haziranın sonuna kadar bu çalışmalarımız devam edecek. Girişimcilik dersimizin hakkıyla verilmesi için gereken özeni gösterelim.

Girişimcilik dersini çok önemsiyoruz, ülkemiz için önemsiyoruz ve o gençler için önemsiyoruz. Çünkü onlar gerçekten çok ciddi bir rekabet ortamına giriyorlar ve artık rekabet sınırlar içinde değil, sınırları aşan bir durumda… Kim iyiyse işi o alıyor. Kim iyiyse o kazanıyor. Bu daha fazla böyle olacak. Sınırlara duvar örme şansımız yok. Ne üniversitenin etrafını tekrar kapatabiliriz, ne de Türkiye’nin. Biz bu sahnede güçlü olmak başarılı olmak zorundayız. Hele yetiştirdiğimiz gençler… Onların sorumluluğu tamamen bizim başımızda. Dolayısıyla araştırmayla eğitim öğretimimizi mutlaka bütünleştirmeliyiz, aradaki bağları doğru kurmalıyız ve yetiştirdiğimiz gençlere de bunu aktarmalıyız. Bunu da sizden bekliyorum.

Sizin de benden bekledikleriniz mutlaka vardır. Ben onları dinlemeye her zaman hazırım ve her türlü desteği de sınırlarımız dahilinde -hatta sınırlarımızı geçmek gerekiyorsa, geçerek- vermeye hazırım. Ama biz de bu olmadığımızı çok daha fazlası olduğumuza toplumumuza ve herkese göstermek zorundayız. Umut ediyorum bugün sorunlarımızı konuştuğumuz ve gelecekte yapacaklarımız için önemli ipuçlarını verdiğimiz bir gün olur. Umut ediyorum İstanbul Üniversitesi iki üç yıl içinde öyle 35. sıralarda falan değil, çok daha yukarıda, kendisine yakışan bir üniversite olur ve umut ediyorum ki bu üniversiteden çevreye, yakın çevremizden başlayarak ülkemize, ülkemizin sınırlarını aşarak dünyaya ulaşan projeler insanlığın geleceği için, çocuklarımızın geleceği için hayırlı sonuçlar doğurur.”

AB Proje Yazımı Kursu sertifikalarını İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, İÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mahmut Ak, Prof. Dr. Recep Güloğlu ve Prof. Dr. Şafak Karamehmetoğlu ile BAP Kordinatörü Prof. Dr. Sıddık Yarman’dan aldılar.

İÜ Rektör Danışmanı Prof. Dr. Zeynep Çiğdem Kayacan “Üniversite Sıralaması Ne Kadar Önemli? başlıklı ilk sunumu yaptı. Dr. Özden Hatirnaz, Doç. Dr. Reyhan Akçaalan Albay ve HAYEF Online Eğitim Araştırma Grubu “Uluslararası Projelerde Araştırma Deneyimleri”ni katılımcılarla paylaştı. Prof. Dr. Uğur Özbek “Yurtdışı Üniversiteler ile Ortak Araştırma Projelerinde Yaşanan Sorunlar”a değindi.

Kısa bir aradan sonra devam eden etkinlikte “İÜ ve AB Fonları” hakkında Prof. Dr. Serhat Pabuccuoğlu, Dr. Johanna Alkan Olsson, “Avrupa Birliği Projelerinde Hakemlik ve Hakemlik Süreci” hakkında Prof. Dr. Gürhan Çiftçioğlu, “AB Ofisi Sizlere Nasıl Yardımcı Olabilir?” hakkında Dr. Johanna Alkan Olsson bilgi aktardılar.

Etkinlik, “İÜ’de Araştırma Projeleri Nasıl Artırılabilir?” başlıklı çalıştay bölümü ile sona erdi.

Toplantıya, İÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mahmut Ak, Prof. Dr. Recep Güloğlu ve Prof. Dr. Şafak Karamehmetoğlu ile İÜ Rektör Baş Danışmanı Prof. Dr. Adnan Yüksel ve çok sayıda akademisyen katıldı.

21/11/2013
2831 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Tel: 0 (212) 440 00 00